Yeni Türkiye, Eski Türkiye, Hangi Türkiye?

22 Ocak 2017

Son yıllarda bitmeyen bir tartışmadır; Türkiye ama hangisi? Yenisi mi yoksa eskisi mi? Bana sorarsanız al birini, vur ötekine…

Duygusallığı bir kenara bırakıp akıl ve mantıkla değerlendirildiğinde eski Türkiye’de özlem duyulacak bir şey yok. İstikrarsız hükümetler, darbeler, eşitsizlikler, baskı, zulüm, dışarıdan güdümlü ayrışmalar, kavgalar, ölümler, yok olan umutlar… En acısıysa sağcı ve solcunun kavga ettiği ama ikisinin de kaybettiği dönemler. Sünni-Alevi’yi kavgaya tutuşturma çabalarının verildiği ama işin sonunda ikisinin de horlandığı günler… Faili meçhuller… Çok kişiyi rahatsız eden şeyler söylediği için kim vurduya giden yazarlar; ama sonunda kaybedenin onun ölümüne en çok sevinenlerin olduğu eski Türkiye. “İktidarı ele geçirip ülkenin kanını emenlere karşı koyduğu için, en temelde halkların birbiriyle derdi yok/olamaz, sıkıntı başlarda” dediği için; ulusçuluk-milliyetçilik perdeleri ardına sığınmış ellerce, halkın önüne atılıp linç ettirilen solcuların olduğu Türkiye. Kendi halinde ekmeğinin peşinde koşan; diniyle, örfüyle, adetiyle, azıcık aşıyla hayat mücadelesi veren gariban halkını savunmaya çalışan, biraz olsun sesinin çıktığı mevkilere gelmiş, Anadolu’nun evladı insanların, medya eliyle, kalem gücüyle, silah zoruyla bastırıldığı Türkiye.

Peki ya yeni Türkiye? Yeni Türkiye’nin pazarlama kısmında daha fazla özgürlük, daha fazla adalet, daha eşit gelir dağılımı, daha yüksek gelir, daha müreffeh (refah/bolluk sahibi) halk; bölgesinde sözü geçen, saygı duyulan, güven duyulan bir ülke olan Türkiye var. Peki gerçekte bunların ne kadarı var? Ne kadarı yakın gelecekte gerçek olacak? Bu sorunun cevabı hakkında fikir yürütebilmek için; saf, kirlenmemiş, hayalinde güzellikler dolu olan çocukların, eğitim sisteminde tornalanıp hazırlandığı Türkiye’nin neye benzeyeceğini değerlendirmek, yaklaşık bir tahmin yürütmeyi mümkün kılacaktır. Eldeki tabloda, ailede başlayan ve devlet eliyle devam eden eğitim sisteminin yetiştirdiği nesli gözlemleyince, gelecek adına ümitvar olmak yerine, ümitsizliğe meyletmek daha olası duruyor.

Herşye rağmen; sıkıntı, keder, acı içinde olmaktan daha fena olan şey; ümitsiz olmaktır. Bu sebepten ötürü, yeni Türkiye hayalleri hakkında beslenmesi gereken duygu öfke, nefret ve inançsızlıktan ziyâde ümit olmalıdır. Akıllı bir insanın, kendi irâdesi dışında bir şeyler gerçekleşiyorken takındığı tavır; olanlara topyekün cephe almaktansa, içinde bulunup gidişata etki etmeye çalışmaktır. Etki edemese bile; bir sonraki hamlesini yapmak için, nelerin olup bittiğini yakından gözlemleme imkânına sahip olacaktır. Aklından ziyâde duygularının akıntısında yaşayan insanlar ise, sorgusuz itâat veya topyekün karşı durma hallerinden birini takınarak, kolayı seçme ve akıntıda savrulma eğilimdedir. Bu tavır ise, kötü niyetli kesimin takındığı tavırdan farksız olmakta; bunun da ötesinde kötü niyetlilerin elini güçlendirmektedir.

Eskisi değil, yenisi değil; peki hangi Türkiye?

Eskisinin olmaması gerektiği mutlak bir gerçek, lansmanı yapılan yenisinde de pek hayır görünmüyor. Eskisi olmayacaksa elbette yeni olmalı ancak lansmanı yapılan değil, başka bir yeni Türkiye olmalı.

Bu, başka bir yeni Türkiye’ye götürecek yolda, aile eğitimi için geç kalınmış olsa da, devletin eğitimi için geç kalınmış olsa da; bireyler olarak, hâlâ bu ülkenin vatandaşı olan her birimize görev ve sorumluluklar düşmektedir. Çünkü eğitim beşikten kaşığa değil, beşikten mezara kadar devam eden bir süreçtir. Her birey kendi ayaklarının üzerinde durmak zorunda kaldığı andan itibaren, hayat mücadelesi sürerken de kişisel gelişimini sürdürmek; sahip olduğu bilgi birikiminin üzerine hergün yeni şeyler koyarak, entelektüel sığınağının duvarlarını güçlendirmek zorundadır. Bunu yapmayan, kendine sağlam bir sığınak kurmayan bireyler için; medyanın ve toplumun aralıksız devam eden saldırıları karşısında hayatta kalmak mümkün olmayacaktır. Nefes alıp vermeye devam edecektir ancak beyin ölümü kaçınılmaz olacaktır. Savunmasız bireyler için hayat yolu, çevresi onu nereye iterse oradan geçmektedir. Kendini çok güçlü sananlar için bile, bu böyledir.

Sadece size gösterileni görüyor, size söyleneni duyuyor ve size söyleneni yapıyorsanız; ne kadar aksini iddia ederseniz edin, siz de sığınağınız olmadan meydanda akıntıya kapılmış savruluyorsunuz demektir. Önünüze bir yemek koyulduğunda, sorgulamadan yemek sizin için sıradanlaşmışsa; belki de bir şeyleri gözden geçirmeniz için bu bir fırsattır. Yeni Türkiye’nin güçlü Türkiye olabilmesi için; akıllı, ahlaklı ve dürüst bireylere ihtiyacı vardır.

Herkesin akıllı, herkesin ahlaklı, herkesin dürüst olduğu günümüzde; gerçekten akıllı, ahlaklı ve dürüst olanları ayırt etmek için bir ölçüye ihtiyaç vardır. Bir kişinin akıllı olduğunun ölçüsü, bir yerlerden alıntı yapmadan, bir konu hakkında, konuşuyorken öfke veya heyecandan dolayı kendini kaybetmeden, kapsamlı bir analiz yapabiliyorsa, o konu hakkında akıllıca düşündüğünü varsayabilirsiniz. Kimse onu görmüyorken, daha sonra birilerinin öğrenebileceğini ve bu işten menfaat sağlayacağını hesaplamadan bile, başkalarının da menfaatini gözeterek hareket ediyorsa o kişinin ahlaklı olduğunuzu varsayabilirsiniz. Çıkarlarına ters olduğu zamanlarda dahî doğruyu konuşabiliyorsa, dürüst olduğunu varsayabilirsiniz.

Yeni Türkiye’nin eskisini aratmayacak kadar güzel ama ve fakat gerçekten güzel olması dileğiyle…

Image Credit: REUTERS/Tumay Berkin

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Sponsor Bağlantı