Vicdansız İyilik veya Vicdanlı Kötülük

29 Ocak 2017

Özlü sözleri çok severim. Herşeyin tüketildiği ömürde, tükenmeden bugünlere gelmeleri boşuna değildir. Koca bir ömrün tecrübesiyle bir anda ağızdan çıkıvermiştir. Düşünsenize! Hergün ağızdan çıkan milyarlarca söz arasından sıyrılıp tarihe kazınacak kadar değerli bir şeyler söylenmiş. İşte bu yüzden severim. Üstelik; “vay be, ne doğru söylemiş” diye hayran kaldıktan sonra, bir dahaki görüşümde yeni bir şeyler anlatır. Söz aynı kalır ama biraz biz değişiriz, biraz çevremiz değişir, yeni şeyler anlarız.

Bugünlerde, aklıma o sözlerden bir tanesi sıkça takılıyor. “İyi olmak kolaydır; zor olan adil olmaktır. En mükemmel adalet ise vicdandır.” Ne kadar da doğru söylemiş Victor Hugo. Öyle değil mi ama. Herkesin bildiği ve hak vereceği bir şeyi öyle bir söylemiş ki, onlarca şey anlatıyor.

Tanıdığımız insanlar için yaptığımız en temel sınıflandırma, o kişilerin iyi veya kötü olmasıdır. Bu etiketleri kolayca yapıştırıveririz. Oysa ki; onlarca taştan oluşan gönül köprümüze mihenk olarak koyduğumuz bu taş, ne kadar da eğreti durur orada. “Vicdan” gibi, kişiyi iyiliğe veya kötülüğe götüren elmastan bir taş varken, iyi veya kötüyü mihenk taşı olarak oturturuz, en fazla önem arz eden kısma. Küçücük, önemsiz ve pek bir değeri olmayan bir konuda, işimizi kolaylaştırdığı için “iyi” sıfatını yakıştırdığımız nice vicdansızdan, sonralarda kazık yemişizdir. Veya kendi içinde tutarlı bir ahlak felsefesine sahip birine, beğenmediğimiz bir hareketinden veya bir sözünden dolayı “kötü” damgasını yapıştırmışızdır; ama o öyle bir yerde, öyle bir davranış sergiler ki; karşısında küçüldükçe küçülürüz yine de yok olamayız.

Vicdan taşının  böylesine önemsizleşmesi nedendir bilinmez. Taşınması zor olduğundan herkes rafa mı kaldırmıştır, yoksa “vicdan” kelimesinin ifade ettiği anlam yozlaşmıştır da, ondan mıdır böylesine değerden düşmesi?

Bu sözü bugünlerde çok sık hatırlıyorum. Sebebiyse; başkaları tarafından daha önce “iyi” olarak anlatılan; ancak kendi notumu verme fırsatını yakaladığımda, iyiliklerinin vicdan sahibi olmaktan değil, gemisini yüzdürmekten kaynaklı olduğu konusunda ciddi kuşkuya düştüğüm, birkaç kişi ile yollarımın kesişmesidir.

Güzel ülkemdeki her türlü hukuksuzluğun en temel nedeninin de “iyilik” ve “kötülüğün”, “vicdandan” bağımsız olarak yakıştırılması olduğuna inanmışımdır. Nice iş bilmez, nice ahlaksız, nice hukuk yoksunu kimse, göz boyamak için yaptığı aptalca bir -sözüm ona- iyilikten ötürü baş tacı edilegelmiştir.

Vicdanı doğuran iradedir. İrade ise insan ve hayvan arasındaki en temel farktır. Basit bir hayvandan çok farklı ve üstün olduğumuza inansak da; karar mekanizmamız çok da farklı çalışmamaktadır. İnsanın potansiyel olarak hayvandan üstün olduğu doğrudur. İnsana bahşedilen muhteşem bir “irade” nimeti vardır. İnsan duyuları ile aldığı bilgileri, tecrübeleri ile birleştirip değerlendirerek, yeni kararlar alabilme potansiyeline sahiptir. Bunun için; aldığı verileri beynine iletip işlemesi ve atacağı adımlara karar vermesi gerekmektedir. Eğer ki; karar sürecinin işleme kısmını beyinde değil de omuriliğinde gerçekleştiriyorsa, basit bir sıçandan öteye gidemiyor demektir.  Bu sistem kişiye, menfaat varsa yapışmasını; tehlike varsa yiyorsa saldırmasını, yemiyorsa kaçmasını emreder. Hayat filmimizi biraz geriye sarıp, kendi hayatımızda olan bitenlerin hangi sistem üzerinden gerçekleştiğini değerlendirdiğimizde; çoğunun omurilik tabanlı olduğunu görmek sürpriz mi olur, acı mı bilmem.

Siz hangisini almak istersiniz? Vicdansız iyilik mi, yoksa vicdanlı kötülük mü?

Vicdan sahibi olmanın; iyi veya kötü olmanın önüne geçeceği günleri görebilmek dileğiyle…

Image Credit: https://adfinternational.org/regions/europe/campaigns/freedom-of-conscience

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , ,

Sponsor Bağlantı